Bir Soylu Adam: Ayhan Songar

17 Temmuz 1994 tarihinde yaş haddinden emekli olması vesilesiyle “”Dostlarının Kaleminden Ayhan Songar”" adıyla bir armağan kitap çıkarılması planlanmıştı. Bu kitap, kendisinin çok istemesine rağmen, 1997’de 2 Temmuzu 3 Temmuza bağlayan gece vefat edene kadar da yayınlanamadı. Dahası, bugün vefatının üzerinden on yıl geçmesine rağmen toplanan bu yazılar okuyucularla buluşturulamamıştır. Kendisinin yayınlanmasını istediği kitapları; hazırladığı “”hatıraları”" ve yazılarından “”derleme”" kitapların da yayınlanması bundan sonra mümkün olabilecektir, inşallah.

“”Dostlarının Kaleminden Ayhan Songar”"  adlı armağan kitaba yazı gönderen isimler: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş, İhsan Doğramacı, Aykut Edibâlî, Ecvet Tezcan, Prof. Dr. Adnan Ziyalar, Ahmet Kabaklı, Nevzat Tarhan, Dr. Kriton Dinçmen, Dr. İbrahim Balcıoğlu, Prof. Dr. Necati Sırmacı, Prof. Dr. Abdülkadir Karahan, Ömer Öztürkmen, Prof. Dr. Tbp. Kd. Alb. Salih Battal, Prof. Dr. İsmail Çifter, Prof. Dr. Şemsi Gök, Prof. Dr. Seher Sofuoğlu, Prof. Dr. Nafi Oruç, Prof. Dr. Nedim Zembilci, Psk. Dr. Muallâ Oktay, Doç. Dr. Kerem Doksat, Doç. Dr. Neşe Kocabaşoğlu, Doç. Dr. Ruhi Yavuz, Doç. Dr. Musa Tosun, Dr. Necati Ercan, Prof. Dr. Müfit Uğur, M. Ayhan Peşken, Şevket Karagözler, Hasan Âli Göksoy, Jin. Dr. Rehat Faikoğlu, Dr. Berhan Tosuner, Ahmet Aydın Bolak, Doç. Dr. Mehmet Kemal Arıkan, Prof. Dr. Fevzi Samuk, Prof. Dr. Süleyman Yalçın

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın ifadesiyle, “”Prof. Dr. Ayhan Songar’ı tanıyanlar, onun mesleğindeki başarısını, sadece hekim yetiştirmekte değil, vatansever insan yetiştirmekteki becerisini, ince ruhunu ve insanlığını tarifte güçlük çekerler. İyi ve güvenilir bir dost, millî davalarda keskin bir yazar, yüreği insanlık ve insanlar için sevgi dolu bir kişiliktir”"; İhsan Doğramacı’ın ifadesiyle  “”Ayhan Hoca eşsiz bir dâvâ ve prensip adamıdır. Vatanseverlik bakımından zirvedir. Dünya ölçüsünde bilim adamıdır. Bütün bunların yanısıra vefâlıdır ve kadirşinastır”" ; İzmir Lisesi’nde edebiyat hocası olan, Prof. Dr. Abdülkadir Karahan’ın ifadesiyle de “”…eski talebem, şimdi aziz dostum tabib-i hâzık ve muhibb-i müşfik Profesör Ayhan Songar, hayat ve sıhhatini mesleğine, ilme ve inandıklarını müdafaa isteyerek hasreden nâdir insanlardan biridir”".

Arkadaşı, dostu ve meslektaşı Kriton Dinçmen, “”yıllar boyunca ya çok sevildi veya hiç sevilmedi!..”"  diyor ve ekliyor:  “”Bazı insanlar, çevreleri tarafından çok kolay ve ilk temasta anlaşılırlar. Bazılarının anlaşılmaları içinse, uzun bir beraberlik ve dikkat gerekir. Ancak iki kategorinin dışında üçüncü bir grup vardır ki, ilk bakışta kolayca anlaşılabilir ve değerlendirilebilir zannedilmesine karşın, kişiliklerinin dışındaki bir zırh, yabancı gözlerin kendi özlerindeki mahremiyete nüfuz etmesine izin vermez. Yabancı gözün çok samimî ve sevgi dolu olması gerekir ki, o zırhı delebilsin ve içerdeki cevheri görebilsin”".

 

O “”zırhın”" ihtişamını ve “”cevherin”" asaletini diğer bir arkadaşı, dostu ve meslektaşı Prof. Dr. Nedim Zembilci’nin,  “”Dostlarının Kaleminden Ayhan Songar”" adlı armağan kitaba gönderdiği yazısını olduğu gibi sizlerle paylaşmak istiyorum.  Birlikte çektirdikleri fotoğrafa yansıyan huzur dolu tebessümleri,  muayenehanemdeki odamın başköşesinde yer almaktadır.  Her iki hocanın öğrencisi olma şerefine eriştim;  birlikte çalıştım ve yakından tanıma fırsatım oldu. Aralarındaki dostluğun, ilmi müzakerelerin ve tatlı – muzır çekişmelerin şahidiyim. Onlarla birlikte, 1996 yılında kurulan ve Ayhan Hoca’nın vefatından sonra feshedilen Tıbbi Psikiyatri Derneği’nin kurucuları arasında yer aldım. Nedim Zembilci yazısında, hem kendinin hem Ayhan Songar’ın tanınması için fevkalade önemli anahtar kavramlar sunmaktadır bizlere. 

Bir “”Soylu Adam”"

Ayhan’ı 1952 yazının başında Bakırköy’de 33. Servisde Psikiyatri asistanı olarak yakından tanıdım. Esasında o tarihlerde asistanlarla (İsmail, Fuat, Sami, Kriton) hastaları ayırd edebilmek o kadar kolay değildi!.. Ogün-bugün birbirimizin kusurlarına tahammül ve meziyetleriyle iftihar ederek 42 yılı geride bıraktık.

 

“”Ayhan soylu bir ailenin çocuğuydu. Annesini, babasını, eşini ve kızını tanıdım. Türklerde kont, dük, baron gibi soyluluk unvan ve âlametleri yok. Bana göre bizde soylu; terbiye, ahlâk ve kültür açısından dört-beş kuşak törpülenmiş olmak demektir ve Ayhan bu niteliklere sâhipdir.

 

Fazlalarına gelince; ( biraz mâlumu îlâm oluyor ama); çok sür’atli öğrenir ve muhafaza eder. Mesleği dışındaki ilgileri (müzik, fotografi, elektronik, köşe yazarlığı) profesyonel düzeydedir. Başı sıkışan herkesin, hangi din, hangi renk, hangi ideolojiye bağlı olursa olsun, Ayhan’dan yardım isteme hakkı vardır.

 

Problemlere kestirme çözüm bulur. Kimsenin yükselmesini engellemez. Hatta benim ölçülerimle fazlaca müsamahakârdır. İnandıklarını heyecan ve şiddetle müdafaa eder. Bazı sözleri (muzır) kırk sene sonra insana hatırlatır.

 

Sevgili Ayhancığım; bir 42 sene daha niçin olmasın?..

                              1 Kasım 1994, İstanbul

Prof. Dr. Süleyman Yalçın: “”Ayhan Songar’la müşterek kaderimiz, zannederim birbirimizi tanımadan önce başlamış bulunuyor. Her ikimizin de farklı şehir ve liselerde okumamıza rağmen benzer fikir ve duygu kumaşımız, değişik hocaların önünde lise yıllarında dokunmaya başlamış! O, Balıkesir Lisesi’nde Necdet Sançar ve eşi Reşide Hanım’ın talebesi olarak lise tahsilinin bir kısmında, ben de İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’nde çok kısa süre de olsa Nihal Atsız’ın rahle-i tedrisinde bulunmuştum”" diyor. Süleyman Yalçın, Necip Fazıl Kısakürek ile tanışmalarını, Aydınlar Ocağı’nın kuruluşunu,  27 Mayıs 1960 askerî darbe dönemlerini anlatıyor. 

Ahmet Kabaklı’nın ifadesiyle, meşhurların “”… niceleri, bize görünmeyen yanlarını Songar’a açmışlardır. Kendilerini saran sıkıntı, sevinç, öfke, tebessüm, keder veya neşelerin tam yerine oturmadığını, bu sanatkar mizaçlı, açık sözlü, ama kendilerini sevdiği çok belli olan genç doktorun sözleri, bakışları, sezgileriyle ölçüp biçmişlerdir.”" Ayhan Songar, hastaları gibi dostlarının, tanıdıklarının da ruhlarını çizgi çizgi, kıvrım kıvrım gören bir fotoğraf san’atkârıdır. Herkes konser dinler, oyun seyreder veya sohbetin derinliklerine dalarken, Songar’ın orijinal bir duruşu, karekter gösteren bir tavrı, bir mimiği veya jesti kollayıp fotoğrafa tesbit etmek için tetikte olduğu zamanlar vâkidir”". Yoksa, Necip Fazıl Kısakürek, “”Ruhumun fotoğrafını alan Ayhan’ıma bütün ruhumla…”" diyerek, Hoca’nın çektiği fotografını imzalar mıydı!

Kadim dostlarından Ömer Öztürkmen,  “”Hep Onikiden Vuran Adam”" başlıklı makalesinde, “”sür’at dehası”" olarak nitelediği arkadaşının hususiyetlerini şöyle anlatıyor:  

“”Siz hiç daktilo başına geçince bir kitabın dörtte üçünü bitiren insan tanıdınız mı?.. Yakınlığından iftihar duyduğum Prof. Dr. Ayhan Songar işte böyle bir yazardır. Kitap dediysem, öyle entipüften konular değil… Gayet iyi hatırlıyorum, “” Beynimiz ve Sinirlerimiz”" adlı bilimsel eser böyle yazılmıştır. Bir yazlıktaydık: “”Benden bir kitap yazmamı istediler”" dedi ve daktilonun başına geçti… Ertesi gün kitap hazırdı. Yayına postalanmıştı bile!

 

Songar, Türkiye Gazetesi’ndeki yazıları zevkle tâkip edilen bir yazardır. Bu yazıları yarı saatten kısa bir zamanda yazdığını söylersem şaşmayın.

 

Bir sür’at dehâsıdır Songar!”"

 

Türkiye Gazetesi’nde vefatından bir gün önce okuyucularına şöyle sesleniyordu:

 

“”Sevgili okuyucularım,

Bugüne kadar sizlerden ayrılmamak için bütün gücümü harcadım. Ama, görüyorsunuz, takdire tedbir kâr etmiyor. Hastalığım çok ağırlaştı. Sizden ve sevgili Enver Ören’den izin istiyorum. Kısmet olur şifa bulursam gene bir araya geliriz. Emr-i Hak vaki olursa sizlerden helâllik dilerim. Benden Fatihalarınızı esirgemeyiniz. Hastalık da şifa da Allah’tan”".

 

“”Bir bıraktın mı, bir daha yazamazsın”" diyordu. Dediği gibi, kendisi bir bıraktı ve bir daha yazamadı; son yazısından bir gün sonra vefat etti. Kendisinin 10. ve sevgili eşi Opr. Dr. Reyhan Songar Hanımefendinin vefatının 1. yılında; hasret ve şükranlarımızla anıyor, Fatihalar yolluyoruz…

Ruhları Şad, mekânları cennet olsun…